28 Şubat 2012 Salı

Exhibition: Alex Gross - Product Placement

New York'ta yaşayan ressam Alex Gross kanvas üzerine yaptığı yağlı boya resimlerle belki de bizden sonraki yüzyıla ışık tutabilecek nitelikte günümüz modası, tüketimi ve markaların insanlar üzerindeki etkisine yönelik çalışmalar yapmış. Genel olarak pop sürrealist çizimler yapan Alex Gross'un çizimleri oldukça enteresan. Yılan figürleri ve detaylar genel olarak tüm tablolarda var. Bu ressamlardaki signature olayına da hastayım, Alex abimiz de yılanı tercih edenlerden.



 






Alex Gross'un sergisi 24 Mart'a kadar New York Jonathan Levine Galeri'de görülebilir.
Ressamın web sitesi için tık! 
Çiğdem

27 Şubat 2012 Pazartesi

Song of the week: Lana Del Rey - Video Games

Bu hafta bir değişiklik yapalım dedik, teklif arkadaşım Ümit'ten geldi. Güzel de oldu. Uzun suredir şarkılarıyla flört ettiğimiz Lana Del Rey size bu haftanin guzel gecmesi icin bakın hangi sarkiyi soyluyor.



It’s you, it’s you, it’s all for you
Everything I do
I tell you all the time
Heaven is a place on earth with you
Tell me all the things you want to do
I heard that you like the bad girls
Honey, is that true?
It’s better than I ever even knew
They say that the world was built for two
Only worth living if somebody is loving you
Baby now you do

Herkese iyi haftalar,
Cigdem

24 Şubat 2012 Cuma

Haftasonu Ne Yapalım: İsmail Acar Sergisi



İsmail Acar'ın tablolarını yıllar önce Topkapı Sarayı'na gittiğim bir gün yakından inceleme fırsatım olmuştu. O günden sonra balık hafızamda yer edinen şanslı isimlerden(!) oldu kendisi. Yaptığı işler, gelenekseli ve moderni harmonize edişi öylesine güzel ki baktığınız tablo bakılacak bir işten çıkıp saatlerce izlenesi bir hikayeye dönüşebiliyor anında. Akıldan çıkması mümkün değil yani..
Geçtiğimiz haftalarda Çırağan Sarayı'nda sergisi olduğunu duyunca ben yine "izlemeye" gittim. Bu serginin hem ev sahibi hem de sanatçı için özel bir anlamı var. Hem sarayda yer alan sergi alanının 20. yılı hem de İsmail Acar'ın 20. sanat yılı. "Aşk" adlı retrospektif sergide Napolyon III'ün eşi Eugenie'nin Süveyş Kanalı'nın açılışına giderken uğradığı İstanbul ziyaretinde Sultan Abdülaziz'le görüşmesi sonucu hakkında çıkan aşk dedikodularından ve Çırağan Sarayı'nın hamamını ziyaret etmesinden bahsettiği tablolar da İsmail Acar'ın yeni eserleri arasında görülebilir.

Çırağan Sarayı Sergi Salonunda 28 Mart Çarşamba gününe kadar günün her saati sergiyi ücretsiz olarak gezebilirsiniz.
Çiğdem

23 Şubat 2012 Perşembe

London Fashion Week FW'12 - Mary Katrantzou

En sevdiğim tasarımcıların arasında olan Mary Katrantzou yine iştah açıcı desenlerle Londra Moda Haftası'nda yerini aldı. Kendisini desen ve baskı kraliçesi olarak ilan ediyorum zira yaşıtlarıyla kıyaslandığında "Less is more" felsefesini benimseyen, nazarımda bu felfesenin ardına sığınıp basite kaçan kopyacılara inat her bir modeli adeta bir sanat eseri gibi karşımıza çıkartıyor. 5 kilometre öteden de görseniz Mary Katrantzou dedirtecek karakteristik özelliklere sahip üstelik. Sadece desen ve baskı tekniği değil modellerin kalıpları da oldukça sıradışı. Özellikle önümüzdeki SS'12 sezonundan itibaren çiçek böcek ve türlü türlü desenlerle içiçe olacağımızı düşünürsek gelecek sezonlar onun daha da parlayacağı anlamına geliyor.

Dünkü defileden sevdiğim parçalar;


 
 



Ayrıca bu hafta Topshop'la yaptığı 14 parçalık koleksiyon da satışa çıktı, kalır mı bilmem ama web sitesinden satın alabilirsiniz. Tık tık! ( Sadece 2 model kalmış! )

Çiğdem

22 Şubat 2012 Çarşamba

Monica Bellucci for Dolce&Gabbana


Yıllardır sayısız filmlerde, reklam kampanyasında eşsiz güzelliği ile bizi mest etmiş, Dolce&Gabbana markasının  kurulduğu günden bu yana kadim dostu olan Monica Bellucci'ye dostları Domenico Dolce ve Stefano Gabbana çok güzel bir armağanda bulunup ismini şimdiden ölümsüzleştirmek istemişler ve yeni çıkacak ruj serisini kendisine ithaf etmişler.
Monica adını verdikleri yeni koleksiyon Mayıs ayında aynı anda tüm dünyada satışa sunulacak. Bildiğim kadarıyla Türkiye'de henüz satılmıyor, yurtdışındakilere duyurulur! 
Çiğdem

El Emeği Göz Nuru Kredi Kartları

 
Duvarlara eskiden kocaman kilim asılırdı ya da manzaralı resimler.. Devir değişti tabii, artık herşeyimizi satın aldığımız kredi kartları baş köşeye oturacak gibi. Boşverin doğa resimlerini, çiçekleri. böcekleri. Durum budur;






Dimitri Tsykalov tarafından yapılmış.
"Sevgi paha biçilemez, geri kalan herşey için master card" sözü size bişey hatırlattı mı? Hadi bugun sevginizi gösterin..

21 Şubat 2012 Salı

Marni for H&M Koleksiyonu

Daha önce haberini size buradan verdiğim Marni koleksiyonu için geri sayım başladı. Şunun şurasında Mart'a ne kaldı? İşte lookbooktan benim favorilerim bunlar;






enjoy!

20 Şubat 2012 Pazartesi

Song of the week: Buika - No Habra Nadie En El Mundo

Kesinlikle bıkmadan usanmadan dinlenecek bir şarkı. Üstelik dinlemek icin İspanyolca bilmenize de gerek yok. Sadece kendinizi Buika'nın buğulu sesine ve müziğin ritmine bırakın..


Sanıyorum bizden olsa olsa bu şarkıyı en güzel Kibariye söyler. Dinleyin, göreceksiniz :)
Hepinize iyi haftalar!
Çiğdem

17 Şubat 2012 Cuma

Haftasonu Ne Yapalım: Salvador Dali Sergisi



Geçen haftasonu hızlandırılmış bir Dali sergisi turu yapmak zorunda kaldım. Hızlandırılmış diyorum çünkü hem vaktim dardı hem de o kalabalıkta peygamber sabrıyla içeri girebilmenin sonucunda daha fazla sınırlarımı zorlamadan sadece merak ettiğim kısmı dolaştım. Ben diyeyim okul gezisi, siz deyin halk ekmeği kuyruğu. Aman Yarabbim! Böyle bir sıra olamaz! Ne kadar çok Dali hastası varmış meğer. 7'den 77'ye bütünnnnn İstanbul ve havalisi bu sergiyi dolaşmak için Cumartesi gününü seçmiş adeta. O kalabalığı görünce girsem mi girmesem mi diye çok düşündüm ama ayağımıza kadar gelen Dali'yi görmemek elbette olmazdı. Bir de kendimi biliyorum, o gün oraya gitmeseydim bir daha hiç bir kuvvet beni sokamazdı, huyum kurusun :) Neyse, uzuuuuuun bir bekleyişin ardından Dali'rmeme ramak kalmışken içeri girdim ki bir de ne göreyim! :) Dışarısı meğer içerden daha az kalabalıkmış! Arkadaşlar şu konuda mutabık kalalım; bir tablonun önünde saatleeeeeeeeerce durmak ve bakmak ondan çok anladığınız anlamına gelmiyor. Film şeridi gibi de hızlıca bakın demiyorum ama orada hınca hınç kalabalığın içinde umarsızca bir tablonun önünde demir atıp takılıp kalmak, itiş kakışlar yaşamak hiç hoş değil. İlla detay bakılacaksa internette herşeyi bulmak mümkün, otur oradan bak. Yok ben illa orijinaline bakacağım diyorsan da haftaiçi git ama orda herkese işkence yapma. Diyeceğim o ki etraf küçük büyük bir sürü sanat severcik kaynıyordu a dostlar. Gidecekseniz, imkanınız varsa haftaiçi gidin.. Ha çok bilindik ünlü eserleri gelmemiş ama olsun muhakkak gidip Dali'nin eşsiz hayal dünyasını yerinde görün.

Sergide ne mi var? Sergi 3 bölümden oluşuyor;

1- Sürrealizm İzleri
2- Gala ile akşam yemeği
3- İlahi komedya

İtalyan dili ve edebiyatı mezunu olmam dolayısıyla en çok ilgimi çeken bölüm elbette İlahi Komedya'nın resmedilen eserleri oldu. Üniversitede bu kitabı okurken tahayyül ettiğim şeylerin, özellikle Araf'ın birebir aynı olması beni şok etmedi dersem yalan söylemiş olurum. Hani böyle rüyalarımızda gittiğimiz enteresan yerler vardır, onlar gibi. Çok fazla detaya girmeden sizleri mutlaka İstanbul'a gelen bu şahane sergiye gitmenizi öneriyorum. Haftasonu gidecek arkadaşlara da şimdiden büyük sabırlar diliyorum.

Yer: Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi - Tophane-i Amire Binası
Sergi 26/02 Pazartesi gününe kadar her gün saat 10:00 - 19:00 arası gezilebilir.
Fiyat: Öğrenci 5 TL - Yetişkin 10 TL

16 Şubat 2012 Perşembe

14 Şubat 2012 Salı

18th Yüzyıl Tabloları Tweetlerse..

Amerikalı genç Shawn Huckins, çok değişik bir proje yapmış. Örneğin ben az önce arkadaşlarımdan çok güzel bir meyve buketi aldım Frutation'dan ve hemen fotoğrafını çekip mutluluğumu sosyal medyada paylaştım. Şimdi 18. yüzyıla dönelim ve o yıllarda meyve buketi olmasa da bir hediye aldığımı farz edelim. Ne yapardım? "Oh, Tanrım böylesine güzel arkadaşlar bahşettiğin için sana ne kadar minnettar kalsam az, hemen Goya'yı çağırayım da hediyemle benim bir portremi çizsin ve mutluluğum ebedileşsin." Ohoo... Goya bulunacak, gün ayarlanacak, ben giyinicem, süslencem, resim için hazırlanıcam. Ayrıca o mutluluk hali gidecek adam gelene kadar. Hayır bi de Goya musait midir acaba, adamın kim bilir resmini çizmesi gereken kaç kişi vardır. Üstelik ücreti pahalıdır da, şimdi başkasına gel resmimi çiz desem o an ki mutluluğun da resmini çizebilir mi dersin Abidin? Neyse cıvıtmadan konuya dönelim. Shawn Huckins 18. yy Amerikan tablolarını günümüze uyarlayıp twitterda konuşuyor gibi  "seslendirmiş"

 mrs. joshua henshaw II, (catherine hill's post: ha ha, evil wicked grin!)
Kanvas üzerine akrilik + kalem


Dante'ye - if i'm just a friend, why do i know what your lips feel like??
  Kanvas üzerine akrilik
 mrs. ezekiel goldthwait: laughing quietly to myself
Kanvas üzerne akrilik+ mürekkep
 
 eleazer tyng's laugh out loud laugh out loud total bust 
Kanvas üzerine akrilik + kalem


 gw'nin yorumu: rolling on the floor laughing
Kanvas üzerine akrilik + kalem 

 to sarah morris - i don't know how you got sick! we haven't even done anything in like a month
Kanvas üzerine akrilik

Bu posttan da şuna vardım, demek ki o tablolarda yansıyan halet-i ruhiye her zaman gerçek hissiyatlar olmayabiliyormuş. Değişik bir konuya parmak basmışsın, congrats Shawn!

13 Şubat 2012 Pazartesi

Song of the week: Whitney Houston - I Will Always Love You


Bodyguard filminin unutulmaz soundtrack'ini dinleyip de gençliğine, çocukluğuna dönmeyen yoktur sanıyorum. Daha İngilizce bilemediğim yıllar 1992.. Nasıl da uydurup söylerdim endaaaayyy iyaaaa diye.. :) 
Huzur içinde uyu Whitney, "We will always love you"
xoxo,
Çiğdem

10 Şubat 2012 Cuma

Eski First Row'lardan Kim Kaldı?

Şimdilerde basic bir t-shirt, altına bir tayt ve Dr. Martens, elinde de plastik bir çanta, sanki defileye değil pazara gidiyor gibi insanlar. Adını da "cool" olmak koymuşlar. Eskiler.. eskiler.. eskiler.. Nedir bu geçmişe duyulan özlem? Bu aralar kafayı bununla bozdum sanırım günümüze gelemiyorum :) Sanırım her yerde boy boy gördüğüm özensiz insanlardan sebep eski fotoğraflara bakıp "Ahh ahh" diyorum, şu görüntülere bakar mısınız?


 Christian Dior, 1951- Vogue editoru Bettina Ballard siyah dantelli şapkası ile ne kadar zarif


Amerikan Harper's Bazaar dergisinin tahtında tam 24 sene oturan efsanevi Carmel Snow ( sağda ) 1940 yılında payetli bluzu, ( kol ve beden arasındaki muazzam işçiliğe tekrar bakın 1940'dan bahsediyoruz.. ) bileğindeki takısı, kol altındaki leopar clutch'ı ile harika. Yanında oturan evinizin temizlikçisi Hayriye kılıklı kadın kim bilmiyorum ama saçındaki eşarp 2010'larda Prada ile tekrar moda olmuştu hatırlarsanız.


Şimdilerde "gözlüksüz çıkmam aaabi" mottosuyla yaşayan Anna Wintour, Rita Hayworth'un bu fotoğraflarından etkilenmiş olmasın? Yıl 1956, Christian Dior defilesi. Yalnız elde de sigaralara ve şapkasız çıkılmamasına da ekstra dikkat, arkadakiler modelleri nasıl görmüş şaibeli. Suratların düşmesi bu yuzden herhalde :)


1958'de Paris Moda Haftasında kalemini ısıran 38 yıllık Harper's Bazaar fotoğrafçısı Richard Avedon, Paris Harper's Bazaar editörü Marie-Louise Bousquet'in yanında yerini almış. Şimdilerde first rowda kimler var bi düşünelim.. İtkib yöneticileri, şarkıcılar, birilerinin eşleri,  Ali Ağaoğlu ( haremine kız seçmek için herhalde ), bloggerlar, birilerinin tanıdıkları, bir şekilde sandalye kapmaca oynar gibi hooop oturdum ben kaptımcılar ve gereksiz niceleri.. Nerede satın alma mantığı, nerede yeni sezon model belirlemeleri, nerede bu gelen insanlardaki zariflik hepsi muamma..Bir önceki fotoğrafta görülen öndeki beyaz küllük bir tek benim dikkatimi çekmedi değil mi? :)


 1960'lar, saçlar çoktan kısalmaya başlamış bile.. Twiggy'nin yıldızının parladığı yıllar. Çıtıpıtı kadınlar revaçta.. Ama o da ne? Aman Tanrıım, Barbara Streisand aslan avından gelmiş gibi.. Muhtemelen FW sezonu tanıtılıyor ama bakar mısınız? Sağda kollar gayet açık diğerleri turtleneck ve ceketler içinde. Ama oldu mu Barbara Streisand, hadi o isilik olacak derecede ceketi giydin ama o şapka? Arkadakilere yazık değil mi? Zihninden geçenler buradan bile okunabiliyor, sanıyorum kendisinden başka memnun olan yok bu durumdan, baksanıza zavallı Richard Avedon nasıl da kaplumbağa gibi uzanmış defileyi görebilmek için arkadan

.
 Yıl 1990.. Yalnız kalmaktan sıkılmış gibi görünse de bu anlarını çok özleyeceğini bilse Anna Wintour böyle somurtarak oturur muydu dersiniz?

Bundan sonraki yıllar da malum, moda endüstrisinin fast-food mantığına dönüşmeye başladığı, sezonların birbirini kovaladığı ve araya resortların alındığı yıllar..Hala da öyle değil mi? Ne, ne zaman moda oldu, ne ara tüketildi ve bıktık belli değil. Bu yüzden benim geçmişe duyduğum özlem..

Şu konular da var

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...